24
Feb 12
Room sweet room
Ev dediğiniz şey her ne kadar bir çok mekandan oluşuyorsa da, içinde özellikle vakit geçirilen tek bir oda oluyor. Hele bir de ayaklanmış ve her yeri kurcalamak isteyen bir çocuğunuz varsa, o alanı mümkün olduğunca eşyadan arındırıyor ve güvenli hale getiriyorsunuz. Çocuğunuz orada oyun oynuyor, yemek yiyor, atlayıp zıplıyor, çizgi film izliyor ve bulduğu kuytulara saklanıyor.
‘Bir oda’ diyip geçmeyin, orada yapılabilecek çok şey var..
06
Feb 12
İlk yara bandı..
Geçenlerde kahvaltıya misafirlerimiz vardı. Ömer, neden çay bardaklarının farklı farklı olduğunu sordu. Gözlerimi kısarak öfkeli bir bakış attım ve çayları servis ettim. Bugün evde yalnızca yarısına şahit olduğu şangırtıların ardından Ömer de farklı çay bardaklarının sebeplerini biliyor.
Bu sabah, evvela elimden kaçıp boyuna en uygun mutfak dolabından iki kahvaltı tabağını, uykudan uyanır uyanmaz kütüphanede duran mumun altında duran tabağı ve en son olarak da, çay içerken bir dalgınlıkla sehpanın üzerine bırakılmış çay tabağını alıp yere çakınca ve sonuncusunun üzerine de kapaklanınca Ayşe Bâlâ’nın elinde tam 4 tane kesik oluştu. Soğukkanlı bir insan olarak yere pıt pıt düşen minik kan damlalarını görmezden gelip elini yıkadım ve yara bantlarını alıp dizime zorla oturttum. Canının yanmasıyla değil de kanın eline bulaşmasıyla ilgilenip bir türlü oturamayan küçük keçi, operasyonun ikinci aşaması olan kolonyanın boca edilmesiyle bir çığlık atsa da teslim olmadı. Nihayet iki parmağını zar zor bantladım, fotoğraflarını çekerken eline komik şekiller vermesiyle eğlendim. Üç dakika sonra da elinden çıkarmayı becererek yeni bir çay tabağı aramak üzere koridorun karanlığında kayboldu..
Ben pes ediyorum, o etmiyor.. Çocuk işte..
30
Jan 12
Karlar düşer…
Ayşe Bâlâ bugün ilk kez karla tanıştı. Geçen hafta bir gece yağan kar sabah çamurlu bir su birikintisine dönüşünce çıkamamıştık. Bugün henüz tertemizken sıkı sıkı giyinip attık kendimizi dışarıya..
Her yeni şeye temkinli yaklaşan Ayşe Bâlâ önce gözlerini kısıp durumu anlamaya çalıştı. Yüzüne yağan kardan sanırım çok hoşlanmadı. Ama yine de büyük bir ilgiyle etrafını seyretti. Ordan oraya yürüyüp ayaklarının kaybolmasına şaşırdı. Akşam bir deneme daha yapacağım. Karın nefis bir şey olduğunu eminim o da farkedecek..
24
Jan 12
Koltuk altına çekilen pijamalar ve teyzem
Ben çocukken bazı geceler teyzemlerde kalırdık. Üç tane kuzen, o sıra iki kardeş olan abim ve ben, toplam beş çocuk özellikle yatma vakti geldiğinde fıkır fıkır kaynardık.
Teyzem bir kaç kez uyku anonsu yapar, fayda göremezse en son büyük kararlılıkla gelir, bir yere sığmadığımızdan bize yapılmış yer yataklarında gülmekten ve kudurmaktan üstü başı dağılmış bizleri tek tek alır, pijamalarımızın üstünü altının içine sokup, onu da neredeyse koltuk altımıza kadar çekerek bizi bir çeşit paket yapardı.
Sonrasında yatağa yatırıp yorganı boynumuzun kenarından, kollarımızın kıyısından ve ayaklarımızın altından sabitleyerek-gece üstümüz açılıp da üşümeyelim diye ya da o kalabalıkta bir küçük meydan muharebesine sebep olmayalım diye- bizi mumyalayarak içi rahat uyumaya giderdi.
Bugün Ayşe Bâlâ’nın pijamalarını tıpkı teyzem gibi iyice çektiğimde bunun sahiden çok rahatlatıcı bir duygu olduğunu farkettim. Sırtı açılır, üşür, nemelazım…
11
Jan 12
Şekerin mutlulukla bir ilgisi olmalı..
Ayşe Bâlâ uzun zamandır durağan hayatını geride bırakıp koşmaya, hoplamaya, atlayıp zıplamaya başladığı için benim de annesi olarak günüm onun peşinde dolaşarak geçiyor. Yaptığı muzırlıkları not ediyorum ama çoğunlukla geceleri halim kalmıyor ve yayınlamayı da sonraya bırakıyorum. Yine de bir yerden başlamak lazım diye bugünki mutluluğunu paylaşmak istedim.
Silinip süpürülmüş bir tabak çorbanın üstüne yenen şeker gibisi yok doğrusu..
30
Oct 11
Geçti gitti koca yaz..
Bu yaz blogu çok ihmal ettim. Hayat hem çok hızlı, hem de aksiyonu bol bir şekilde akıp geçtiğinden mi, yoksa tembellik mi ettim, bilemiyorum. Ama nihayet bilgisayarın başına oturdum.
Üzerinden vakit geçince hikayeler unutuluyor. Bu yüzden fotoğraflar size herşeyi anlatacak. Bu yaz Ayşe Bâlâ şuraları gördü:
Yalova, Çavuşbaşı, Ağrı, Patnos, Doğu Beyazıt, Van, Erzurum, Bursa, Şile, Riva. En çok da İstanbul’daydı. Ama yazınca farkettim ki, boyundan büyük seyahat etmiş.
Bu arada, yürümeye başladığını söylemiş miyidim?
İyi eğlenceler..
04
Sep 11
Tosun Ahmet Selman

Bu yazıyı yazmakta biraz geciktim, ama madem geciktim, önemli bir güne denk getireyim, dedim. Bugün, uzun zamandır heyecanla gelmesini beklediğimiz Esra-Taha Tosun çiftinin şahane oğulları -uzun, ince, yakışıklı ve zarif- Ahmet Selman’ın birinci ay dönümü. Bir ay evvel, gecenin tam da bu saatlerinde teşrif etti. Onu hastanede görmeye meraklı ve kalabalık bir grup insan gittik. Odaya önce, az evvel dersten çıkmış gibi gözlükleri ve her zamanki ciddi ifadesiyle annesi, sonra da görür görmez içimizi kaynatan kendisi geldi.
İki gün sonra da Aslı, Tuba ve ben, onun için epeydir düşündügümüz şu sepetle evinde ziyaret ettik..
Bize kendimizi ‘teyzesi’ olmuşuz gibi hissettiren küçük beye kendi adıma evvela teşekkür ederim. Sonra da onu bu kadar çok sevmeme sebep olan annesi, canım arkadaşım Esra’yı ve sevgili Taha’yı çok tebrik ederim.
Allah ellerinizi birbirinden ayırmasın..
11
Aug 11
1′den başladım saymaya!

Geçen yıl Ramazan ayı benim için bambaşka bir anlam kazanmıştı. Artık bir bebeğim vardı ve ne kadar mutlu olsam da bir yandan fena halde korkuyordum; iyi bir anne olabilecek miydim, onu besleyip büyütebilecek miydim?
İnsan herşeye olduğu gibi anneliğe de çok çabuk alışıyor. Ayşe Bâlâ hayatımın yeni süper kahramanı oldu. Birlikte bir sürü maceraya atıldık. Birbirimizi kötü düşmanlara karşı savunduk-bunlar genellikle dişleri çıkacağı sıralarda ona hayatı çekilmez kılan diş eti kaşıntılarıydı- birlikte yolculuk ettik, hayal kurduk, masal anlattık. Ne yaparsak yapalım birlikteliğimizi bozmadık. Ömer, ben ve Ayşe Bâlâ; biz bence harika bir ekibiz!
Ve günler o kadar hızlı geçmiş ki, Ayşe Bâlâ aramıza katılalı tam bir sene olmuş. Bu akşam iftara Ayşe Nihan ve Ömer Sinan çiftinin evindeyken Tuba ve Mahmut önderliğinde-her nasılsa bana çaktırılmadan- alınan pasta üzerinde bir mum ve cızır cızır yanan maytapla içeri girdiğinde, heyecandan ağlayacaktım.

Kızımız artık 1 yaşında; ayakta durabiliyor. Anne ve baba diyebiliyor. Burnunun yerini, arada karıştırsa da kulağının yerini gösterebiliyor. Üstünü giydirirken kolunu sokmak için kendisi uzatabiliyor. Karpuz yemek için ağzını kocaman açabiliyor. Onu yakalayacağımı söylediğimde hızlı hızlı kaçabiliyor. Salıncakta sallanırken inanılmaz kahkahalar atabiliyor. Dışarı çıkacağımızı anladığı anda birden tüm huysuzluğuna son verebiliyor. Geceleri kucağımda uyuyakaldığında bir elini boynumun altına, bir elini yanağıma dayayarak beni kendisine aşık edebiliyor. Sabaha kadar uyumadan durabiliyor. Uyandığında ben kendisini alana kadar yatağında şarkı söyleyebiliyor. Oyunlar geliştirip beni de oynamaya zorlayabiliyor. Herkesin arasından beni seçebiliyor ve kucağıma gelip sakinleştiği anda kendimi dünyanın en özel insanı imişim gibi hissetmemi sağlayabiliyor.
Kızımız tam 1 yaşında ve 1 yaş insana işte böyle müthiş şeyler yaptırıyor.
Canım Ayşe Bâlâ’m benim, ne iyi ettin de doğdun..




















